Turkish | English | German | Russian | Greek | French | Swedish | Dutch

Hollanda Sohbet Odaları

Rüyalara Bilimsel Bir Bakış


Rüyalara Bilimsel Bir Bakış


Rüyalar Neleri Açıklar
Rüyalar tedavi eder, öÄŸretir, yön verir, kehanette bulunur, soruları yanıtlar, bizleri geçmiÅŸe, günümüze ve geleceÄŸe baÄŸlar, bize eÄŸlence ve zevk, duygusal denge saÄŸlar, yaratıcılığı ve cinselliÄŸi teÅŸvik eder. Rüyalarımız aracılığıyla Shakespeare’nin “Dünya bir sahnedir ve bütün kadınlar ve erkekler sadece onun oyuncularıdır,” sözlerinin gerçekleÅŸtiÄŸini görürüz.

Rüyalar Bize Nasıl Yardımcı Olur?
İç ve dış dünyalarımız arasında çözülmez olduÄŸuna inandığımız bir baÄŸ olmasaydı ondan sonraki yaÅŸamımız ve çalışmamız çok farklı olacaktı. Günlük ve uyanık haldeki kiÅŸiliÄŸimizden daha büyük bilgeliÄŸe sahip olan iç dünyamıza eriÅŸebilmenin yolu rüyalar ve meditasyondur.

Rüyalar bir köprü, bir iletiÅŸim vazifesi görür. Rüyalar tıpkı ruhumuzdan gelen bir mektup gibidir; güç, bilgi, yaratıcılık ve saÄŸlık kaynağıdır. EÄŸer rüyalarımızı göz ardı edersek kendimizi Paul Solomon’un kaynağının “herkes için eriÅŸilir olan ama çoÄŸu insanın farkında olamadığını” söylediÄŸi zekadan yoksun bırakmış oluruz.

Bu zeka ile iliÅŸkiye geçmek için psiÅŸik, kahin ya da telepatik olmamız gerekmez. Gereken tek ÅŸey sezilerimize, hayalimize ve özellikle rüyalarımıza kulak vermektir. Rüyalar tanrıların dilidir ve bu anlam ve mecaz açısından zengin dil, bizi uykudan yaÅŸama uyandırmaya yöneliktir.

Psikolog Erich Fromm rüyaları unutulmuÅŸ bir dil olarak görür ve geçmiÅŸin insanlar için rüya ve hayallerin zihnin en önemli ifadeleri arasında olduÄŸunu söyler. Ona göre rüya sembolleri evrensel, geleneksel ya da rastlantısaldır. Rastlantısal semboller kiÅŸiseldir ve bireysel çaÄŸrışıma iliÅŸkindirler. Geleneksel semboller ise tek anlamlıdır. Evrensel sembollerin –örneÄŸin güneÅŸ- sıcak ve ışık gibi evrensel anlamları vardır. Fromm rüyaların anlamsız veya ilgiye deÄŸmez olarak göz ardı edilmelerinin sebebinin onların bizi rahatsız etmesi olduÄŸunu söylemiÅŸtir; rüyada gördüÄŸümüz kiÅŸi bizim gündüz vakti olduÄŸumuza inandığımız kiÅŸiyle uyumlu deÄŸildir. Fromm ÅŸöyle diyor : “ÇeliÅŸkili gerçek ÅŸudur ki, rüyalarımızda daha az mantıklı ve daha az terbiyeli olmamıza raÄŸmen, daha akıllı ve daha mantıklıyız.”

ABD’de Research Society for Process Oriented Psychology’nin kurucusu olan Arnold Mindell diÄŸer rüya analizcilerinden çok farklı bir yaklaşım getirmiÅŸtir. Mindell “rüya nesnesi” adını verdiÄŸi bilinçaltını nehir gibi sürekli akan bir rüya olarak görür ve tek olarak rüyalar bunun sadece çekilmiÅŸ fotoÄŸraflarıdır. Rüyalar, fiziki semptomlar, iliÅŸkiler ve deÄŸiÅŸik bilinç durumları Mindell’in kuramlarına göre rüya nesnesinin ortaya çıkışlarıdır.


Rüyalar ve Uyku
Psikologlar artık bilinçaltının mesajlarına uyku sırasında daha kolay ulaÅŸmaktadır. UyuduÄŸumuz zaman, bilincin perdesinin gizlemiÅŸ olduÄŸu bir çok ÅŸey serbest kalır. Rüyalar benliÄŸin ya da evrenin gizli gerçeklerinden, simgeler ya da doÄŸrudan görüntüler halinde bize doÄŸru süzülür.

Rüyalarımızın gücünü kullanmaya baÅŸlamanın en basit yollarından biri kendimizi uykuya dikkatle hazırlamaktır.

Rüyalar ve rüya yorumu bizi fiziki, zihni, duygusal ve ruhsal olarak etkiler. Bu nedenle, uyku ve rüya hazırlığı bedeni, zihni, duyguları ruhu kapsar.

Temel olarak iki tip uyku çeÅŸidi kabul edilmiÅŸtir: orthodox (rüya görülmeyen) ve paradoxical (rüya görülen). Günümüzde kabaca iki ayrı uyku durumu tanımlanıyor: “ Ağır uyku”, kıpırdamaksızın, sakin uyuyan insanın durumudur. “Aykırı uyku” evresi ise ağır uyku evreleri arasında ortaya çıkar ve on dakika kadar sürer.


Rüyaların Elektronik Cihazlarla Tespiti
Dr. Kleitman, uykularını denetim altında tuttuÄŸu kiÅŸilerin (EEG) elektroensefalogranik ve (EKG) elektrokardiagramlarını cihazlarla tespit etmiÅŸtir. Bu çalışmanın sonucunda; rüyanın varlığına delil olarak gösterdiÄŸi göz hareketlerine, heyecana baÄŸlı kalp atışlarını da ilave etmiÅŸ oldu.

EEG’nin verdiÄŸi sonuç oldukça dikkat çekiciydi. Rüyanın baÅŸladığı andan itibaren, ağır bir ahenk içinde devam eden uyku halini gösteren çizgiler ritmik bir hal alıyor, uyanıklık halindeki ÅŸekilleriyle cihazın kağıt ÅŸeridi üzerine izler bırakıyordu.

Ve varılan sonuç :

Rüya, uykunun yüzde yirmilik bir bölümünü teÅŸkil etmektedir.

Bu durumda ; sekiz saat uyuyan bir insanın uykusunun ilk saati ağır ve rüyasız geçmektedir. Bundan sonraki on dakika içinde rüya görülmekte ve sonra yine bir buçuk saat sürecek ağır uyku devresi baÅŸlamaktadır. Sonra yirmi dakikalık bir rüya ve yine bir buçuk saatlik ağır uyku...Uykunun bundan sonraki kısmında ise otuz dakikalık bir rüya faslı daha vardır. Nihayet yine uyku ve onu da uyanma takip eder.

2 Saniyelik Rüyada 6 Aylık Zaman YaÅŸanabilir mi?
Psikologlar ve ruh bilimciler rüyaların süreleri üzerinde kesin bir sonuca varamadılar. Bir bölümü birkaç saniye sürdüÄŸünü iddia ederken bir diÄŸer bölümü de saatlerce devam eden rüyaların var olduÄŸu fikrinde ısrarlıdırlar.

Bu tartışmalar devam ederken, Dr. B. Klein adında Amerikalı bir ruh bilimci yardımcıları ile birlikte yoÄŸun çalışmalara koyuldu. Gönüllülerin arasından seçtiÄŸi bazı kiÅŸileri hipnotize ederek uyuttu. Belli bir süre sonra da uyandırıp rüyalarını dinledi.

Neticede, bir rüyanın yirmi saniyeyi geçmeyecek kadar kısa sürdüÄŸünü tespit etti. İşin en enteresan tarafı ise; uyandırdığı gönüllülerin üç-beÅŸ saniye süren rüyalarını saatlerce anlatmalarıydı. Hatta bir kısmının rüyası yazılmaya kalkılsa ortaya kalınca bir macera romanı çıkabilirdi.

Dr. Klein, yılmadan bu iÅŸin üzerinde çalışmalarına devam etti. Vardığı sonuç; en uzun rüyanın bile doksan saniyeyi geçmediÄŸi oldu.

Dr. Klein’e karşı çıkan ruh bilimciler, hipnotizmayla uyutmanın normal bir uykuyla kıyaslanamayacağı ve bu denemelerin geçersiz sayılacağı yolunda görüÅŸ bildiriyorlardı.

Chicago Üniversitesi uzmanlarından Dr. Kleitman ve öÄŸrencisi Aserinsky l953 yılında geniÅŸ çapta çalışmalara baÅŸladılar. Objektif deneylerini daha sonra nörofizyolojik sahada devam ettirdiler.

Dr. Kleitman otuz yıldan beri kendisini rüyadan mahrum etme denemeleri yapmaktaydı. Fakat hiçbir zaman bir haftadan fazla tahammül gösterememiÅŸti.

Otuz yıllık çalışması aradığı sonucu vermeyince baÅŸkaları üzerinde deÄŸiÅŸik deneyler yapmaya baÅŸladı. Deneyin sonunda, rüya esnasında kısa veya uzun süren süratli göz hareketlerine tanık oldu. Denemeye tuttuÄŸu kimseleri, göz hareketlerinin baÅŸladığı ve bittiÄŸi devrenin çeÅŸitli bölümlerinde uyandırdı. Böylece her defasında kiÅŸilerin rüya görmüÅŸ olduklarını öÄŸrendi. Ömrü boyunca hiç rüya görmediklerini iddia eden kiÅŸileri topladı, onların üzerinde testler yaptı. Göz hareketlerinin baÅŸladığı anda uyandırdığı bu kiÅŸiler, hayret ve ÅŸaÅŸkınlık içinde ilk defa rüya gördüklerini söylediler.

Dr. Kleitman bundan ÅŸu sonucu çıkardı ; herkes rüya görür, fakat bazı kimseler rüyalarını hatırlayamamaktadır. Rüyanın objektif olarak en büyük delili ise uyumakta olan kimsenin hızlı göz hareketleridir.

Büyük Rüya Yorumcuları
Aralarında Freud, Jung ve Edgar Cayce’nin de bulundukları insanlık tarihinin en özgün ve en büyük zihinlerinden bazıları rüyalarla ilgilenmiÅŸlerdir.

Sigmund Freud rüyaları “bilinçaltına giden kral yolu” olarak tanımlamıştır.

Freud, bilinçaltının uyanık zihinlerimize kabul etmediÄŸimiz pek çok ÅŸeyin lağım çukuru olduÄŸunu söyleyerek Avrupa’yı dehÅŸete düÅŸürmüÅŸtü. Freud, baskı altına alınan anılar, sansüre uÄŸramış ve belki de aile içi zinaya iliÅŸkin –istekler,ilkel güdüler ve düÅŸünceler gibi uyanıkken utanç duyabileceÄŸimiz düÅŸüncelerin, bu konuları çözümlemeye çalıştığımız rüyalarla sonuçlandığına inanıyordu. Rüyayı rüya görenden ve rüya görenin zihninin rüyasından ayrılamayacağını iddia ediyordu.

Jung ise, rüya görmenin akli bozukluÄŸu olanlar kadar “normal insanlar” ın huzuru için de önemli olduÄŸunu kabul ediyordu. Böylece rüya Freud için olduÄŸu gibi sadece bir nevroz belirtisi olarak algılanmamıştı.

İkisinin çalışmaları arasındaki temel farklılık Freud’un rüyanın ne saklayacağına, Jung’un ise ne açıklayacağına bakmasıdır.

Edgar Cayce, uykuda veya trans halinde geçmiÅŸi ve geleceÄŸi görürdü ; hastalıklara doÄŸru teÅŸhisler koymuÅŸ ve binlerce kiÅŸi için gerekli tedaviyi söylemiÅŸtir. Trans halindeyken söyledikler kaydedilmiÅŸ ve dikkatle belgelenmiÅŸtir.

Jung’un kolektif bilinci yerine Cayce kolektif veya evrensel bilinçaltından söz etmiÅŸtir. Cayce bunu “insanın baÅŸlangıcından beri var olan zihni faaliyetinin toplamı tarafından beslenen bir düÅŸünce nehri” olarak tanımlamıştır.

Cayce trans halindeyken bir keresinde ÅŸöyle demiÅŸtir :. “ Rüyalar bilinçaltının tezahürleridir. Bir durum gerçek olmadan önce rüya görülür.”




Siteden Haberler


Lütfen yukarıdaki seçim kutusundan bir il seçiniz.





© Hollanda Sohbet Odaları
Rüyalara Bilimsel Bir Bakış | Tasarım ve uygulama : SiberPC